Son dakika: Ayçiçekte durum ne?

Dün, Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi bir açıklama yaparak ‘Ülkemizde yeterli miktarda Ayçiçek yağı stoku bulunmaktadır’ dedi ve bir yağ krizi yaşamadığımızın altını çizdi.

Ayçiçek yağında bir kriz yaşanmıyor olsa bile ‘ayçiçek yağında neden dışa bağımlıyız? Neden kendimize yetemiyoruz’ tartışması da sürüyor diğer yandan. Türkiye’nin ayçiçekte kendine yeter oranı yüzde 60’lar civarında. Peki neden yüzde 100 değil? Gelin ayçiçekteki üretim ve ithalat rakamlarına bir göz atalım…

5 YILDA YÜZDE 17 ARTMIŞ

Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre; yağlık ayçiçeği ekiliş alanları 2015 yılında 5.6 milyon dekar iken 2020 yılında yaklaşık yüzde 17 artarak 6.5 milyon dekara yükselmiş. 2015 yılında 1.45 milyon ton olan yağlık ayçiçeği üretimi 2020 yılında 1.9 milyon tona ulaşmış. TÜİK 2019/2020 pazarlama yılı verilerine göre ayçiçeğinin yeterlilik oranı yüzde 60.1. Toplam ayçiçeği üretimi 2021 yılı TÜİK I. Tahmininde bir önceki yıla göre yüzde 14,7’lik artışla 2.37 milyon ton olarak açıklanmış. Türkiye Ayçiçek üretiminin yoğun olarak yapıldığı iller Tekirdağ, Konya, Edirne, Kırklareli ve Adana. Bu iller, toplam üretimin yüzde 68’ini karşılıyor.

TARIM ALANLARINDAKİ DEĞİŞİM

Yine Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre; 1990’da 27 milyon 865 bin hektar tarım alanı varken 2020’de tarım alanlarının büyüklüğü 23 milyon 136 bin oldu. Bakanlık verilerinde, 2012’de 605 bin hektar ayçiçeği ekim alanı varken 2020’de ayçiçeği ekim alanı büyüklüğü 729 bin hektar oldu. Buğdayda 2012’de 7 milyon 529 bin hektar ekim alanı varken 2020’de buğdayda ekim alanı 6 milyon 922 bin hektar oldu.

ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI VERİLERİ

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası verilerine göre de; Türkiye yağlı tohum üretimi 2009 yılında 1 milyon 932 bin ton iken son 10 yıllık dönemde yüzde 98.4’lük bir artışla 2018 yılında 3 milyon 833 bin 200 tona ulaşmış. Yağlı tohum üretiminde en büyük artış soya (%259) ve ayçiçeğinde (%125) olmuş. Türkiye’de yağlı tohum üretimine ayrılan alan toplam ekilebilir alanların ancak yüzde 4.7’sini oluşturuyor. BU nedenle yerli üretimden sağlanan yağlı tohum miktarı ülke gereksinimlerini karşılayamadığı için tohum ve ham yağ ithal ediliyor. Yağlı tohum üretiminin yetersiz olması nedeniyle 2018 yılında 2 milyon 660 bin 359 ton soya, 712 bin 121 ton ayçiçeği ve diğerleri (keten, aspir) olmak üzere toplamda 3 milyon 599 bin 129 ton yağlı tohum ithal edilmiş. Türkiye, gereksinim duyduğu yağlı tohumları Ukrayna, ABD, Moldova, Paraguay, Romanya, Bulgaristan ve Brezilya gibi ülkelerden ithal etmiş.

NEREDE HATA YAPTIK?

Peki tarımda kendi kendimize yeter hale nasıl gelebiliriz? Bu soruyu TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez’e sordum. Suiçmez, başta ayçiçek ve buğday olmak üzere tarımsal üretimi artırmak adına yapılması gerekenleri şöyle anlattı: “Savaş üstünden ve marketlerdeki yüksek fiyatlar üstünden tarımı gündemimizi almışsak burada ciddi sorun var demektir. 1980’li yıllarda tüm dünyada uygulanan neoliberal tarım politikalarıyla üretim yerine dışa bağımlı bir politikayı benimsedik. Tarım desteklerinin analizini yapmadan tarımsal destekleri azaltan bir politika tercihini yaptık. Şundan birkaç yıl öncesine kadar buğdayda kendi kendimize yeterliydik. Acilen ülke düzeyinde tarımsal seferberlik ilan edilmeli. Üretimde süreklilik sağlanmalı. Ama maalesef pandemide tarım ihmal edildi. ‘Ciddi bir kuraklık geliyor özel önlemler alınsın’ dedik ama kağıt üstünde kaldı, somut önlem alınmalı. Tarım girdilerinde yurt dışına bağımlıyız. Savaşın etkisiyle bu bağımlılık daha da arttı. Bir de şu var ki yatlarda yüzde 1’e indirilmiş mazot KDV’si yüzde 18. Tarım politikalarını üretim üzerinden değil fiyatlandırma üzerinden yaptığımız için şimdi sıkıntı yaşıyoruz. Önceki yıllarda üretim maliyeti ithalattan daha hesaplı geldiği için ithalat tercih edildi. Fakat ekonomik koşullar, üstüne pandemi derken üretimin önemi ortaya çıktı. Örneğin pandemide dışarıya satışları kısıtladık, ihracatı sınırladık, içerde fiyat ucuzladı ama dış pazarı da kaybettik, üretici limon ağaçlarını kesti. Tarımsal üretimde süreklilik önemli.

Ürünler bütününde bakarsak tarımsal üretim planlaması yapılmadı. Planlamanın en önemli ayağı desteklerdir. Desteklerin de önceden açıklanıp üreticinin belli ürünlere yönelmesi sağlanmalıydı. Bir yıl geriden ödeme yanlışını 10 yıldır sürdürüyoruz. Çiftçi ne kadar destek alacağını bir yıl sonra görüyor ve önünü göremiyor. Tarımsal destek bütçesi gayri safi milli hasılanın yüzde 1’inden az olamaz ama binde 5 civarında verildi.

2022 yılında ödenecek 2021 yılı destekleri meclisten bütçeyle de geçti. Destekleme bütçesi 25.8 milyar, eğer yasanın hükmü uygulanmış olsaydı çiftçiye 79 milyar destek ödenecekti. Son eklemelerle 29 milyar lira oldu. Çiftçi desteklenmiyor. Mazot, gübre fiyatları sürekli artıyor.
Kur avantajıyla üretim yok sayılıp tüketici fiyatları üzerinden politika sürdürülmeye çalışıldı.

‘ÇİFTÇİ SAYISI 1 MİLYON AZALDI’

Çiftçi fedakarca üretmeye devam etti. 4.5 milyon çiftçi var. Çiftçi kayıt sisteminde 2010’da 2.8 milyon kayıtlı çiftçi vardı, destek almak için kayıt olmanız gerekiyor. 2021’de kayıtlı çiftçi sayısı 1.8 milyona düştü. Çiftçi ‘Destek de almıyorum üretimden çekiliyorum’ dedi. Kentlerde asgari ücretle çalışmaya razı… Son 20 yılda çiftçi ekebilecekken 4 milyon hektar araziden, ekmekten vazgeçti.

Eğer siz korunması gereken tarım sektörünü kamu olarak üretimde somut olarak yönlendirmezseniz tümüyle serbest piyasanın insafına terk edersiniz. Özel sektör hayatın gerçeği ama tek amaçları kar. Devletin görevi üretimi sağlamak ve tüketicinin ucuz gıdaya ulaşmasını sağlamak.

‘10 YILDA KENDİ KENDİMİZE YETERİZ’

Tarım tasarruf edilecek en son sektördür. Derhal tarımı planlı, ek bütçeyle önümüzü görebileceğimiz planlamayla yapmalıyız.

Doğru tarım politikalarıyla kısa sürede üretimi çok artırabiliriz. Örneğin Rusya, buğdayda kendine yeterli değildi, 10 yıl içinde doğru politikalarla yeterli hale geldi.

Biz ne yaptık? Kamu gübre fabrikalarını özelleştirdik. Gübre fiyatı TÜİK verilerine göre yüzde 152 arttı. Piyasada ise artış yüzde 300-600 arası. Gübreyi de Ukrayna ve Rusya’dan alıyoruz. Çiftçi traktörünü kullanamazsa, fiyatlar sürekli artarsa, finansman ihtiyacını kredilerle karşılamaya çalışırsa, ipotek ettirdiği arazisi, hayvanı hacizliyse tohumda da yemde de dışarıya bağımlı oluruz. Kendi kendimize yeterlilik potansiyelimizi değerlendirmiyoruz.

Ayçiçekte de buğdayda ve arpada nohutta kırmızı mercimekte mısırda planlı bir üretim ve somut gerçekçi desteklerle 10 yıl içinde kendimize yeterli olup dışarı da satabilirdik. Tarımsal üretim planlamasıyla temel ürünlerde kendi kendimize yetebilirdik.

Diğer yandan tarım alanları, meralar, çaylık fındık alanları imara açıldı. En son genel tarım sayımı 2001’de yapıldı. Verilere de ulaşamıyoruz. Tarım alanlarının büyüklüğü neydi, ne oldu bilmiyoruz.

‘BUĞDAYDA YETERLİLİK YÜZDE 80′

Buğdayda da Rusya ve Ukrayna’dan ithalat yapıyoruz. Buğdayda yeterliliğimiz 2019-20 yüzde 100, daha sonra yüzde 94, en son şu an 80’ler civarında. Buğday, arpa, mısır, ayçiçeğini Rusya ve Ukrayna’dan alıyorduk şu an savaş var. Ekmek fiyatı 2021’in başında 5 lirayı görür demiştik. Şu anda şimdilik artmayacak gibi görev zararıyla karşılanıyor. Su, elektrik, mayadaki maliyetlerin arttığı bir ortamda 9 lira-10 lira olur deniyor ama baskılanan fiyatın uzun süre gitmeyeceğini, en iyimser tahminle 5 lirayı çok rahat görecektir.”




Related Posts

Bir cevap yazın

izmit escort bursa escort escort istanbul mecidiyeköy escort avrupa yakası escort istanbul escort şirinevler escort beylikdüzü escort avcılar escort halkalı escort ataşehir escort şişli escort sex hikaye